AVRUPA’NIN GÖÇMEN SORUNU

“Ne ekersen onu biçersin” – Türk Atasözü

“Arap Baharı” adı altında başlayan ve müslüman ülkelerin sözde! özgürleştirilmesi adına başlatılan iç savaşların doğal sonucu son 1 yıl içinde artan bir hızla görülmeye başladı. Kendi doğdukları, yaşadıkları şehirler yıkılan, harab olan insanlar hem can güvenliği hem de yeni bir hayat kurma umudu ile sınırlarına en yakın ülkelere sığınmaya başladılar. Mağrib ülkelerinden en büyük göç dalgası İtalya’ya doğru olurken Suriye ve Irak’ta yaşayan halk ilk etapta Türkiye’ye sığınırken şanslarını daha büyük ülkelerde denemek isteyenler ise komşumuz Yunanistan’a kaçak yollarla gidip oradan daha büyük Avrupa devletine geçmeye çalışıyor.

Yıllar boyunca sömürgeleri vasıtası ile doğunun nerdeyse bütün kaynaklarını sömüren ve karşılıksız akan hammadde ve petrol sayesinde şu an yaşadıkları müreffeh hayata kavuşan Avrupa ilk defa ciddi olarak karşı karşıya kaldığı bedel ödeme durumunun şokunu atlatabilmiş değil. Sert kurallar vasıtası ile kurmuş oldukları toplum düzeni, kendi katkıları yüzünden eğitimsiz ve işsiz kalan kitlelerin gelmesi ile ciddi bir tehdit altında. Bunu, zamanında işgal ettiği ve kaynaklarını sömürdüğü Mağrib ülkelerinden gelen Arap göçmenler ile Fransa yaşadı, yaşamaya da devam ediyor. Gözlerinin önündeki bu tecrübeden dolayı hayli endişeli olan Avrupa devletleri işi en son “biz Türkiye’ye ne kadar para gerekiyorsa verelim, mülteciler orada kalsın ve bize gelmesin” noktasına kadar getirdi. Yalnız hesaplayamadıkları bir şey var ki bu sızıntı bir defa başladı ve artık durdurmak mümkün değil. Çok da uzun olmayan bir zaman içinde gitgide sayıları artan mülteciler alışık olmadıkları bir devlet düzenine zorlandıklarında kitlesel isyanların başlama olasılığı hiçbirimizi şaşırtmamalı.

Bilindiği gibi Türkiye’de 2 milyon civarında Suriyeli mülteci yaşıyor. Geçtiğimiz günlerde Bodrum’da batan ve Yunanistan’a kaçak yollardan geçmeye çalışan Suriyelileri taşıyan bir teknenin batması sonucu ölenler arasında bulunan ve cenazesi sahile vuran Aylan Kurdi isimli bebeğin görüntüsü hepimizi derinden sarstı. Sosyal medyada bebeğin cansız halinin fotoğrafları dolaştı, dolaşmaya devam ediyor, yalnız garip olan şu ki bol ünlemli yazılar eşliğinde paylaşım yapanların büyük bir kısmı Taksim’de, Kızılay meydanında dilenen Suriyelileri görünce suratını ekşitiyordu. İnsani duyarlılığı sadece sosyal medya üzerinden paylaşım yapmaktan ibaret sanan ve böylece insan olmanın temel vasıflarından olan “kardeşinin derdi ile dertlenme” kısmından bihaber insanlarımız var. “Dünyanın bir ucunda kardeşinin ayağına diken batsa onu yüreğinde hisseden kişidir müslüman” diyen bir peygamberin ümmetine bu kadar duyarsızlık yakışmıyor.

Yazının başında dediğim gibi ne ekersen onu biçersin. Hakan Albayrak’ın bir zamanlar dediği gibi,

“Her şey bir rüzgara bakıyor abi
Bakma esrar çekip mayıştıklarına
Bir gün var ya bir gün bu Mağribli çocuklar
Bir gün yakacaklar Paris’i”

Artık hesap günü geldi çattı. Düşünme sırası Avrupa’da…

 

About Mehmet Dilbaz
Mehmet Dilbaz. 1974 İstanbul doğumlu. Kabataş Erkek Lisesi ve Trakya Üniversitesi Turizm bölümü mezunu. Tarih araştırmacısı, halen çeşitli internet sitelerinde ve interaktif sözlüklerde ağırlıklı tarihi konularda yazmakta... http://instagram.com/kaybolantarihinpesinde

No Comments, Be The First!

Your email address will not be published.